"Enter"a basıp içeriğe geçin

Raif Karadağ – Petrol Fırtınası

Daha önce bir kez okumaya başladığım ancak şu an hatırlayamadığım bir sebeple yarıda bıraktığım Petrol Fırtınası kitabını, bu sefer tamamen bitirmek niyetiyle elime aldım ve çok şükür bitirdim.

Merhum Raif Karadağ bu kitabında, dünyada petrol sebebiyle yapılan mücadeleleri akıcı bir üslup ile ele alıyor.

Petrole sahip olanların gücü de elinde bulundurduğunu, petrol için Ortadoğu ve Arap ülkelerinde akıtılan kanın haddi hesabı olmadığını, sınırları içerisinde petrol hazinesine sahip olan devletlerin gözü kararmış güçler tarafından nasıl paramparça edildiğini ve o ülkelerin ihtilaller, darbeler ve mücadeleler sebebiyle nasıl birer enkaz haline geldiğini görüyoruz. Özellikle kitabın son kısmında, İran’daki İngiltere, Rusya ve Amerika arasındaki mücadeleler karşımıza çıkıyor. Royal – Dutch Shell ve Standart Oil adlı iki dev petrol tröstlerinin, petrole sahip olabilmek için hiçbir barbarlıktan kaçınmadığını okudukça, petrolün nasıl bir öneme sahip olduğunu da anlıyorsunuz…

Ayrıca, Osmanlı’nın son dönemlerindeki, özellikle Abdülhamid Han dönemindeki petrol mücadelelerini ve Ulu Hakan’ın nasıl stratejiler izlediğini, Musul gibi beldelerin elimizden nasıl çıktığını ve oralardaki petrolden nasıl mahrum kaldığımızı da gözler önüne seriyor merhum Karadağ…

Bütün mücadelelerin özeti olarak şu cümleyi koyalım…
“Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir…”

Kitaptan bazı pasajlarla sizleri başbaşa bırakıyoruz. Başka bir kitap değerlendirmesi ile buluşmak dileğiyle…

Azerbaycan’ın istiklalini kaydetmesi, petrolcülerin milletlere vurdukları ne ilk ne de son darbedir. Petrolcüler, petrol menfaatleri için dünya haritasını birkaç defa değiştirmişler, birkaç imparatorluğun yıkılmasında birinci planda rol oynamışlardır.

Petrolcüler için düşünülebilen tek şey vardır; o da petroldür. Bu yağlı madde için onlar her çareye tevessül ederler. Ellerindeki korkunç imkânları bir anda harekete geçirmek ve istedikleri şeyleri elde etmek, petrolcüler için basit işler hükmündedir. Bunun nâmütenâhî misalleri vardır.
Sayfa 238

İki dev tröst, Standard Oil ve Royal Dutch – Shell grubundan herhangi birisinin sermayesi, Almanya, İtalya ve Fransa devletlerinin bütçelerinden çok daha fazla tahmin edilmektedir. Ellerindeki bu kudretle, onlar, istedikleri yerde diledikleri zaman mali buhranlar oluşturabilirler. Borsa oyunları ile hükûmeti dize getirebilirler ve milyonlarca insanı bir anda fakr-u zarurete düşürebilirler. Onların bu kuvvetlerinden tegafül eden ve karşı koymaya teşebbüs eden nice devletin rahat ve huzur görmediğinin misalleri pek çoktur. Bu takdirde petrolcülerin yaptıkları yegane şey, kendilerine karşı gelen, kudretlerine boyun eğmeyen memleketlerde ihtilaller çıkarmak ve ister meşru, ister gayr-i meşru olsun, hükûmetleri alaşağı etmekten ibarettir. Ve bu iş, petrolcüler için üzerinde durulmayacak kadar basit bir hadisedir.

Sayfa 241

Türk hükümetinin yanlış ve Musul’u terk etmemizde birinci planda rol oynayan kararlarından biri de, saltanata mensup zevatın Türk tabiiyetinden ıskâtı keyfiyetidir.

Osmanlı hanedanına mensup olanların vatandaşlıktan ıskâtı, bizzat Musul petrol arazisinin mâliki olan bu aileyi, kendi haklarını almaktan men ettiği gibi, Türk milletinin çok büyük iktisadi menfaatlerini de haleldar etmişti. Eğer Osmanlı hanedan mensupları sadece Türkiye hudutları dışına çıkarılmış olsalardı ve bu aile vatandaşlıktan atılmasaydı, onların Musul petrolleri mevzuunda yapacakları talepler Türk devleti tarafından da desteklenebilir ve dolayısıyla Musul petrolleri üzerinde Türk devletinin ilelebet söz hakkı olabilirdi.

Sayfa 258

Dünyayı asıl idare edenler, diplomatlar değil, petrolcülerdi.
Sayfa 342

Petrol, istihsal edildiği memleketin de, dünyanın da huzurunu kaçırıyor, dünya diplomasisini perişan ediyordu. Petrol, en yakın dostları da birbirlerine düşürmek istidadını her zaman muhafaza ediyordu.
Sayfa 352

Dünyada herşey, ama akla gelebilen herşey hammadde kaynaklarına bağlıdır. Harp ve sulh, hammadde kaynakları üzerinde ve bu kaynakların bulunduğu sahalar civarında cereyan eden gizli ve korkunç bir takım mücadelelerin eseridir. İnsanlar, yaşamak için kuvvetli olmak lüzumunu daha, ilk ve iptidai insanın klan olarak teşkilatlandığı devirlerden itibaren anlamış ve kuvvetlenmenin yollarını aramıştır. Günümüzün büyük devletleri, dünün iptidai mücadelesini daha geniş imkanlarla ve çok daha ciddi bir takım metodlarla devam ettirmektedirler. Son asır tarihi tedkik edilirse, bu husus gayet sarih bir şekilde ortaya çıkar. Son asır tarihinin derinliklerinde kalan bu mücadelenin mihrakını ise petrol teşkil etmektedir. XX. asrın başlangıcı, dünya hammadde kaynaklarına sahip olmak, dünyaya bu yoldan hakimiyet ve üstünlüğünü kabul ettirmek isteyen devletlerin mücadelesine şahit olmuştur ve bu mücadele halen devam etmektedir.

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: