O ve Ben

Üstad Necip Fazıl bu kitabında Efendi Hazretleri diye bahsettiği, hocası, mürşidi Seyyid Abdülhakîm Arvasî hazretlerini nasıl tanıdığını ve o mübarek zatla olan münasebetlerini, hatıralarını anlatıyor. Tanımadan önceki hali ile tanıdıktan sonraki halini karşılaştırıyor, bu manevi iklim karşısında yaşadıklarını okuyucuya kendine has üslubuyla aktarıyor.

Necip Fazıl’ın hayatı harikalar menbâı Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni “rahmetullahi aleyh” tanıdıktan sonra çok değişti. O mübareğin yanında temizlendi, eski halinden adeta eser kalmadı.

Üstad’ın bu kitâbından birkaç nakil yapmak istiyorum sizlere…

Bir gün sed kenarında hasır koltuklarından İstanbul’a bakıp dediler:
– Şu İstanbul ne garip belde!.. İnsan, mü’min olmak için de, kâfir olmak için de burada her vasıtayı, hem imkânı bulabilir.

Biri, kendilerine demiş ki:
– Allah bize adliyle tecellî etsin!..
– Allah bize fazliyle tecellî etsin, bizi fazliyle (mecnanen, hiç yoktan, hiç değerimiz olmadan) korusun… Adliyle tecellî ederse yanarız!

Kapalı Çarşı’dan geçerken, karşılarına, tanıdıklardan bir dükkâncı çıkmış:
– Efendi Hazretleri, dua edin de Allah, Muhammed “aleyhisselam” Ümmetini kurtarsın!
Bir levhaya yazılıp kıyamete kadar bakılmak değerinde, bir cevap vermişler:
– Siz bana Muhammed “aleyhisselam” Ümmetini gösterin; ben de size onun hemen kurtulduğunu haber vereyim… Nerede o ümmet?..

Bir gün Eyüp’te Hüseyin Efendi isimli bir ihtiyarı görmüştüm. Bu zat vaktiyle Nakşî postuna oturmuş ve Efendi Hazretleri İstanbul’a gelip de Eyüp’te mekân kuruncaya kadar şeyh geçinmekten çekinmemişti. Gerçek şeyhi görünce de edebiyle çekilmeyi bilmişti. Bana demişti ki:
– O’nu görünce şeyhlik neymiş anladım ve eteğine yapışmaktan başka işim kalmadığını kestirdim.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: