Mart Ayında Okuduklarım – 2020

Mart ayını da 3 kitapla tamamladım çok şükür. 2020’nin ilk çeyreği biterken kitap okuma hedefimde neredeyse üçte biri tamamlamış bulunuyorum. Koronavirüs sebebiyle okulların tatil olması ve mecburi izolasyon sürecini de okumak ve kendimi geliştirmek açısından bir fırsat gibi görüyor ve kitaplar hakkında kısa bilgilendirmelere ve iktibaslara başlıyorum.

Kainatın Efendisi Muhammed Aleyhisselam

Prof. Dr. Ramazan Ayvallı hocamızın, daha çok gençler için hazırladığı ve Resulullah Efendimizin hayatını anlattığı bu eser, çok kıymetli bilgiler içeriyor. Resulullah Efendimiz’in hayatının her bölümü ayrı ayrı bölümlere ayrılmış. Ve her bölümün ardından o bölüme ait önemli noktalara ait sorular karşınıza çıkıyor. Böylece o soruları da düşünerek kitabı daha dikkatli okumuş oluyor ve okuduğunuz bilgiler aklınızda daha fazla kalıyor. Okunmasını önemle tavsiye ederim.

Resûl “aleyhisselâm” çarşıya çıkıp, iki dirhem ile bir entârî satın aldı. Geri kalan iki dirhem ile yiyecek almaya giderken gördü ki, bir âmâ oturmuş, Allah rızâsı için ve Cennet elbiselerine kavuşmak için, bana kim bir gömlek verir diyordu. Almış olduğu entârîyi bu âmâya verdi. Âmâ, entârîyi eline alınca, misk gibi güzel koku duydu. Bunun, Resûl aleyhisselâmın mübârek elinden geldiğini anladı. Çünkü Resûl aleyhisselâmın bir kere giydiği her şey, eskiyip dağılsa bile, parçaları da misk gibi güzel kokardı. Âmâ duâ ederek, (Yâ Rabbî! Bu gömlek hürmetine, benim gözlerimi aç) dedi. İki gözü hemen açıldı. Resûl “aleyhisselâm”ın ayaklarına kapandı. Resûl “aleyhisselâm” oradan ayrıldı. Bir dirhem ile bir entârî satın aldı. Bir dirhem ile de yiyecek satın almaya giderken, bir hizmetçi kızın ağladığını gördü. (Kızım, niçin böyle ağlıyorsun?) buyurdu. Bir Yahûdî’nin hizmetçisiyim. Bana bir dirhem verdi. Yarım dirhem ile bir şişe ve yarım dirhem ile de yağ satın al dedi. Bunları alıp gidiyordum. Elimden düştü. Hem şişe, hem de yağ gitti. Şimdi ne yapacağımı şaşırdım dedi. Resûl “aleyhisselâm”, son dirhemini kıza verdi. (Bununla şişe ve yağ al. Evine götür) buyurdu. Kızcağız, eve geç kaldığım için, Yahûdî’nin beni döveceğinden korkuyorum dedi. Resûl “aleyhisselâm”, (Korkma! Seninle birlikte gelir, sana bir şey yapmamasını söylerim) buyurdu. Eve gelip, kapıyı çaldılar. Yahûdî kapıyı açıp, Resûlullahı “sallallâhu aleyhi ve sellem” görünce şaşırıp kaldı. Yahûdî’ye, olanı biteni anlatıp, kıza bir şey yapmaması için şefâat buyurdu.

Yahûdî, Resûlullah’ın ayaklarına kapanıp, (Binlerce insanın baş tâcı olan, binlerce aslanın, emrini yapmak için beklediği ey koca peygamber! Bir hizmetçi kız için, benim gibi bir miskînin kapısını şereflendirdin. Yâ Resûlallah! Bu kızı senin şerefine âzât ettim. Bana îmânı, İslâm’ı öğret. Huzûrunda Müslümân olayım) dedi.

Resûl “aleyhisselâm”, ona Müslümânlığı öğretti. Müslümân oldu. Evine girdi. Çoluğuna çocuğuna anlattı. Hepsi Müslümân oldu. Bunlar, hep Resûlullah’ın “sallallâhu aleyhi ve sellem” güzel huylarının bereketi ile oldu.


Şevâhid-ün Nübüvve (Peygamberlik Müjdeleri)

Derin âlim ve büyük velî Mevlânâ Abdürrahmân Câmî hazretlerinin, “ŞEVÂHİD-ÜN NÜBÜVVE Lİ-TAKVİYET-İ EHLİL-FÜTÜVVE” adlı kitâbının tercümesidir. Muhammed aleyhisselamın peygamberliğine delîl olan alâmetler ve mu’cizelerinin beyânı hakkındadır.

Birinci bölümde, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” doğumundan evvel, Peygamberliğine delîl olan alâmetler,
İkinci bölümde, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” doğumundan bi’setine [Peygamberliği bildirildiği vakte] kadar, meydâna gelen alâmetler,
Üçüncü bölümde, Bi’setden hicrete kadar meydâna gelen mu’cizelerin beyânı,
Dördüncü bölümde, Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hicretinden vefâtına kadar olan mu’cizeleri,
Beşinci bölümde: Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” vefâtından sonra meydâna gelen ve ayrıca zemânı kesin belli olmıyan veyâ bir vakte mahsûs olmıyan alâmetler,
Altıncı bölümde, Eshâb-ı kirâmdan ve Ehl-i beytden [oniki imâmdan] meydâna gelen kerâmetler,
Yedinci bölümde, Tâbi’în, tebe-i tâbi’în ve sofiyyeden sâdır olan kerâmetler,
Ve Hâtime debnilen son bölümde ise, din düşmanlarının gördüğü cezâ ve belâlardan bahs edilmekdedir.

Yine Abdürrahmân Cevzî nakl etmişdir: Nemle “radıyallahü anh” babası Ebû Nemleden şöyle rivâyet etmişdir: Benî Kurayzâ yehûdîleri Muhammed aleyhisselâm gelmeden önce, Onun vasflarını kitâblarından ders olarak okuturlardı. Çocuklarına Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” sıfatlarını, ismlerini ve Medîneye hicret edeceğini devâmlı anlatarak öğretirlerdi. Muhammed aleyhisselâma peygamberliği bildirilince ve Medîneye hicret edince hasedlerinden inkâr etdiler.

Abdüllah bin Amr ibni Âs “radıyallahü anhümâ” buyurdu ki: Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” geçmiş kitâblarda vasfı şöyle yazılmışdır: Tevekkül sâhibi, çirkinlik ve kabalıkdan uzak, sokaklarda bağırıp çağırmayan, kötülüğe kötülükle karşılık vermeyen, afv eden, bozuk âdetleri düzelten, Allahü teâlâdan başka ilâh olmadığını tasdîk edendir.

İmâm-ı Ahmed bin Hanbele “rahmetullahi aleyh” şöyle süâl edildi: Ey İmâm, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbından “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” çok kerâmet bildirilmemişdir. Hâlbuki evliyâdan çok kerâmetler bildirilmişdir. Bunun sebebi nedir? Buyurdu ki: Onların îmânları o kadar kuvvetli idi ki, kerâmetlerle ve hârikalar ile takviye edilmeğe ihtiyâcları yokdu. Fekat diğerlerinin îmânı onların îmânları mertebesinde değildi. Bu sebeble kerâmetlerle îmânları kuvvetlendirildi.

Ömer bin Abdül’azîzin, vâlîlerinden birisi bir mektûb yazıp, şehrinin vîrân olduğunu, halîfe birşey tahsîs ederse, îmâr edeceğini bildirdi. Ömer bin Abdül’azîz cevâbında, şehrinin etrâfına adâletden bir sur yap, yollarını da zulmden temizle, şehrinin îmârı budur diye yazdı.

Allahım! Bizi bozuk i’tikâddan, boş şeylerle uğraşmakdan kurtar. Bize eşyânın hakîkatini olduğu gibi göster. Kalblerimizi Evlâd-ı Resûlün ve Eshâb-ı kirâmın muhabbeti üzerine sâbit kıl. Bize Ehl-i sünnet vel-cemâ’at i’tikâdı üzere ölmeği nasîb eyle. Kıyâmet gününde bizi sıddîklarla, şehîdlerle haşr eyle. Şübhesiz ki Sen herşeye kâdirsin.


Alparslan (Doğunun ve Batının Büyük Sultanı)

Mustafa Alican’ın kaleme aldığı bu eser, genel hatlarıyla akıcı bir dille Sultan Alparslan’ın hayatını anlatıyor. Babası Çağrı Bey’in kendisine gösterdiği ihtimamı, çocukluğunu nasıl geçirdiğini, hükümdarlığa ve akabinde bütün Müslüman milletinin umudu olan bir Sultan haline gelmesindeki önemli noktaları okuma imkânı buluyorsunuz. Bu kitapla ilgili (daha çok okuduğum çoğu kitapla ilgili olarak) bir serzenişte bulunmak istiyorum. Yazarlarımız, yaratmak, mucize gibi kelimeleri maalesef çok yanlış yerlerde kullanıyorlar. Yaratmak kelimesi yoktan var etmek anlamına gelmekte ve yalnızca Cenab-ı Hak için kullanılmaktadır. Bu tip kelimelerin eserlerde kullanılması bizleri ziyadesiyle üzmekte ve yaralamaktadır. Konuyla ilgili detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Selçuklular, 1040 senesinin Mayıs ayında, Dandanakan civarında Gaznelilere son darbeyi vurdular. Kendilerini yok etmeye gelen büyük bir ordu, Çağrı Bey’in askerî yetenekleri ve üstün savaş stratejisi ile yok olmuş, böylece tarihe yeni bir dönem, Selçuklu çağı başlamıştı.

Nasıl mazlum ve muhtaçları himaye ederek gönüllerini alıyor ve onlar için güvenli bir sığınak oluyorsa, zalimler ve bagîler için onların heveslerini zayi edecek bir korku kaynağıydı da Sultan Alparslan…

“Müslümanların ilk kez bir Bizans imparatoru esir aldıkları bir zafer olan Malazgirt, daha önce benzeri görülmemiş bir zaferdi ve İslâm dünyasındaki herkes de bunun farkındaydı.”

“Ey Sultan! Sen Allah’ın başka dinlere karşı zafer vadettiği İslâm uğruna cihad ediyorsun. Taarruzunu bütün Müslümanların minberde sana dua ettiği Cuma günü başlat. Ben, Allah’ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum.”

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: