"Enter"a basıp içeriğe geçin

Malazgirt 1071 (Kıyametin İlk Günü) – 1 / Savaş Öncesi

Bir döneme damgasını vurmuş ve etkileri günümüze kadar ulaşmış Malazgirt Zaferi üzerine akıllarda hâlâ birçok soru işareti bulunuyor: Malazgirt Savaşı’nın sebepleri neydi? Savaşı hangi taraf başlatmıştı? Savaş esnasında neler yaşandı? Bizans İmparatoru Romanos Diogenes nasıl esir alındı ve esareti esnasında neler yaşandı? İmparator katledilmeden önce hangi işkencelere maruz kaldı? Selçuklu Sultanı Alparslan savaştan kısa bir süre sonra nasıl ve neden öldürüldü?

Klasik tabirle, Anadolu’nun kapılarını Türklere açan savaş olarak bildiğimiz Malazgirt Savaşı’nı tarihî(*) perspektif içerisinde ve herkesin anlayabileceği bir üslupla anlatan ve birinci elden kaynaklara sadık kalınarak ve akademik titizlik içerisinde kaleme alan bu çalışma(1) yukarıda bahsedilen ve merak edilen suallerin cevabını da ihtiva etmektedir.

Malazgirt’in tarihimizde nasıl bir değerlendirmeye tabi tutulduğunu  geniş bir biçimde aktaran bu eser, bizlere Malazgirt’in doğru bir şekilde değerlendirilmesinin anahtarını ise şu şekilde sunmaktadır:

“Malazgirt, konu üzerinde çalışan kalem erbâbının büyük çoğunluğu tarafından kendisinden sonraki uzun yüzyılları etkileyen ve biçimlendiren tarihî bir olgu olarak değil, kendisinden çok güçlü olan düşmanını dize getiren ataların coşku ve gurur verici bir başarısı olarak, sanki bir hatıraymış gibi ele alınmıştır.

…Halbuki Malazgirt gibi bir hadise, yalnızca tarihî bir olay ya da gurur duyulabilecek bir başarı olarak görülemez. Böyle bir zafer, sürekli bir sosyal inşa faaliyeti olan siyasetin bakış açısını yönlendirebilecek yolları açabilmeli, toplumun içerisinde birleştirici ve bütünleştirici katkısı olan bir perspektif kurabilmeli, bu doğrultuda mesaî harcayan fikir adamları tarafından fikrî anlamda abideleştirilmelidir.” (2)

Peki Malazgirt Savaşı öncesinde bu coğrafyadaki siyasi durum nasıldı? Selçuklu ve Bizans ne durumdaydı, amaçları neydi ve savaşa doğru uzayan süreç nasıl gelişti, isterseniz gelin, kitaptan yapacağımız iktibaslarla bu noktalara biraz göz atalım.

Selçukluların Ortaya Çıkışı ve Hedefler

İslam tarihinin erken dönemlerinden itibaren Müslümanlar arasında giderek keskinleşen bir yarılmaya neden olan Şiî – Sünnî kutuplaşmasının, zirve noktasına ulaşıp Şiîlik lehine bir sonuca erişmek üzere olduğu bir dönemde, Sünnî itikadın temsilcisi olarak ortaya çıkan Selçukluların en önemli hedefi, Sünnî itikadın Şiîlik karşısında düştüğü naçar durumun üstesinden gelmek ve İslam dünyasında Sünnî itikadı hakim kılmaktı. Bunun için de Mısır merkezli Şiî – Fatımî Halifeliği’nin durdurulması gerekiyordu. Yani öncelikli hedef Bizans değil, İslam aleminin yakaladığı ivmeyi kaybetmesine neden olan Şiî – Fatımî Halifeliği’nin ortadan kaldırılması idi. (3) Nitekim Abbâsî halifesinin davetiyle 1055 yılında Bağdat’a gelerek buradaki Şii Büveyhî egemenliğine son vermiş ve Halife el-Kâim Biemrillah tarafından kendisine Doğu’nun ve Batı’nın Hükümdarı ünvanı verilen, İlk Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in, Bağdat’a gitmeden önce Halife’ye mektup göndererek, “Peygamber’in halifesine hizmetle şeref kazanma ve hac yollarının güvenliğini sağlamanın yanında üzerine farz olan hac vazifesini yerine getirip Suriye ve Mısır’daki Fâtımîlerle savaşmak” arzusunda olduğu bildirmesi, Sultan’ın ve dolayısıyla Selçukluların üstlendiği misyonu gayet açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. (4)

Bizans’ın Savaş Öncesindeki Durumu

1067 yılının Mayıs ayında Bizans İmparatoru X. Konstantin Dukas’ın hayatını kaybetmesiyle, devlet yönetimi, eşi İmparatoriçe Eudokia’ya geçmişti. Kocası ölüm döşeğinde iken, “kendisinden sonra evlenmeyeceğine” söz veren İmparatoriçe, devlet işlerinin çıkmaza girmesi sonucu bu yeminini bir şekilde bozmuş, soylu olması ve askerî ve siyasî başarıları dolayısıyla Kapadokyalı Romanos Diogenes ile evlenerek kocasını 1 Ocak 1068 tarihinde Bizans tahtına çıkarmıştı. (5) Bizans tahtına geçen ve 1068, 1069 yıllarında düzenlediği Anadolu seferlerinde elde ettiği başarılardan dolayı kendini yükseklerde görmeye başlayan İmparator Diogenes, Selçukluları durdurmayı başaramamış ve Doğu sınırlarını güvene almayı başaramamış olsa da, ordunun başında bulunuyor olmasını kendisi lehine bir iç politika malzemesi haline getirmeyi başararak tahtını sağlama almıştı. Bizanslı Zonaras, İmparator’un bu halini, “Sanırsın ki, büyük işler becermişti” şeklinde ifade etmektedir. (6)

Bizans’a Sığınan Osmanlı Şehzadesi

Sultan Alparslan ile anlaşmazlık yaşayan Selçuklu şehzadesi Elbasan, İstanbul’a gelerek Bizans’a sığınma talebinde bulunmuş, bu talep İmparator tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. İmparator, Elbasan’a son derece iyi davranmış ve kısa süre sonra çıkacağı sefer esnasında kendisinden yararlanabileceğini, askerî anlamda bir katkı verebileceğini umarak, Elbasan’a proedros (başkan) ünvanını vermiş, fakat şehzade beklentileri karşılayamamıştır. Daha sonra İmparator da kendisinden şüphe duymaya başlamış ve şehzadeyi savaştan önce İstanbul’a göndermiştir. (7)

Selçuklu Sultanı ve Bizans İmparatoru Sefere Çıkıyor

1071 yılının kış aylarını hazırlıkla geçiren İmparator Diogenes, Mart ayının ortasında, Hristiyanlar tarafından Hz. İsa’nın yeniden doğuş günü olduğuna inanılan Paskalya Yortusu’nda harekete geçti. İmparator sefere çıktı çıkmasına lâkin kendisinin ve ordunun başı uğursuzluktan kurtulmadı. Kâbe’ye doğru yıkılan put, imparatorun yıkılan çadırı, derileri yanan atlar gibi nice hadise, aslında bu seferin felaketle sonuçlanacağına işaret ediyordu. Ancak hiçbir hadise doğru yorumlanamamış, açık bir ifadeyle, kimse uykudan uyanamamıştı.

Tuğrul Bey döneminden itibaren genişleme stratejilerini genel anlamıyla Fatımî egemenliği altındaki Suriye ve Doğu Akdeniz sahil şeridine dönük olarak inşa eden  Selçuklular da, Romen Diogenes’in İstanbul’dan hareket ettiği sırada Mısır seferine çıkmışlardı. Mısır’daki kıtlık ve yaşanan sıkıntılar sonucu Fatımî veziri, Sultan Alparslan’a elçiler göndermiş ve ülkesinin içinde bulunduğu durumu bildirerek, kendisini ülkeye davet etmişti. (8)

Bizans’tan Selçuklu’ya Elçi Gönderiliyor

Urfa seferinin ardından Halep’i ele geçiren Sultan Alparslan, şehirden ayrılmadan önce kendisine Bizans imparatoru Romen Diogenes’in elçisinin geldiği bildirildi. İmparator, Malazgirt ve Menbiç olmak üzere Selçukluların ele geçirdiği kalelerin iade edilmesini istiyor, bununla yetinmeyip, “aralarında var olan barışın sürmesi için” Selçukluların kendilerine vergi ödemesini talep ediyordu. Yani imparator anlaşmaya meyilli değildi. Sultan’ı çileden çıkartan bir üslup kullanan imparator, taleplerinin kabul edilmemesi durumunda ne yapacağını ise şu şekilde vurgulamıştı.

“(…) asker ile üzerine varıp, sana ve işlerine çok işler yapacağım, bu bir destan olacak.” (9)

Erzurum’a ulaşan Bizans imparatoru, Türklere karşı yürüteceği mücadelenin stratejik planına son şeklini vermek üzere kurmaylarıyla bir araya geldi. Deneyimli komutanlar bölgede kalınarak hazırlıkların sürmesi gerektiğini savunurken, tecrübesiz ve yaltakçı kimseler ise, Selçuklular ile Hemedan’da çarpışmak gerektiğini savunmuş, sayıca daha çok olmasına güvenen imparator, ikinci fikri benimsemişti. Her yıl sefere çıkan kendisi gibi bir komutanın savunma değil, saldırı pozisyonunda olması gerektiğini düşünüyordu. (10)

Halep kuşatması esnasında, Bizans imparatorunun büyük bir orduyla Anadolu içlerine doğru ilerlediğini haber alan Sultan Alparslan, şehre hakim olduktan sonra, Bizans İmparatorunun Selçuklular üzerine sefere çıkması üzerine, Sünni İslam dünyası için hayati bir tehdit haline gelen Şiî Fatımîler üzerine yürümek amacıyla çıktığı Mısır seferini yarıda bıraktı ve yönünü Bizans’a döndü. (11)

Çıkmış olduğu sefer sırasında birçok kayıp veren Sultan Alparslan, durumdan endişeliydi. Neticede kendi ordusu, imparatorun ordusu ile kıyaslanınca oldukça az kalıyordu fakat buna rağmen Sultan, savaşmayı ve şehid olmayı göze almış, ölümü durumunda da devletin bekâsının temini için oğlu Melikşah’ın sultan olarak tanınmasını istemişti; “Eğer şehid olursam, yerime oğlum Melikşah’ı geçirerek ona itaat ediniz” (12)

Bu sırada Latin savaşçı Rouselios komutasındaki 15 bin kişilik Bizans kuvvetleri, 800 kişilik Selçuklu birliği tarafından Ahlat tarafında bozguna uğratıldı. Rouselios, bu çarpışmada esir edildi. (13)

Ordusunu üçe bölen, ancak askerleri yukarıdaki hadiseye benzer  şekildeki çeşitli baskınlarla Selçuklular tarafından bozguna uğratılan ve askerlerinin büyük bir kısmını savaş başlamadan kaybeden Romen Diogenes’in bütün planları altüst olmuştu. (14)

Bizanslılar endişeli bir ruh hâli ile büyük savaşın hazırlıklarını yapmakla meşgulken, Selçuklu beyi Savtekin ve Halife’nin elçisi İbni Muhalleban’ın da içinde bulunduğu Selçuklu elçileri, İmparator’un karargâhına geldiler. Tabi Sultan Alparslan’ın bu elçileri göndermekteki amacı, sonu belirsiz bir savaşa girmeye mani olmak/savaşın önüne geçmek ve Bizansla bir anlaşma imzalayarak kan dökülmesine engel olmaktı. Tabi kendisine ulaşan bilgiler ve ordusunda vehmettiği kudret sebebiyle İmparator, Sultan’ın kendisinden korktuğu izlenimine kapıldı ve bu durum elçilerin geliş amacını doğru değerlendirememesine sebep oldu.  Gelen elçilere Bizans ordusunun önünde uzanan alanı boşaltıp geri çekilmelerini, barış görüşmelerinin ancak o zaman yapılabileceğini belirten İmparator, bu savaş için çok fazla harcama yaptığını, dolayısıyla Selçuklu ülkesini işgal etmeden geri dönmesinin mümkün olmadığını da sözlerine ekledi. (15)

Bilinen bir rivayete göre, İmparator Diogenes, Sultan’ın elçisine “İsfehan mı daha güzel yoksa Hemedan mı” diye sormuş, “İsfehan” cevabını alınca “Kışı İsfehan’da geçireceğini, at, katır ve eşeklerinin de Hemedan’da kışlayacağını” söylemişti. Elçi İbni Muhallebân’ın şu cevabı ise muazzamdı; “At, katır ve eşekleriniz Hemedan’da kışlar kışlamasına da, sizin nerede kışlayacağınız bilinmez!” (16)

Bu görüşmeden sonra Romanos Diogenes, elçiler vasıtasıyla Sultan Alparslan’a, yanındaki askerî güç hakkında göz korkutucu bilgiler içeren ve Sultan’ı kendisine tabi olmaya davet eden bir mektup göndermiş, teklifin kabul edilmesi halinde kendisine “yetecek kadar” toprak vereceğini ve kuvvetinden emin olarak yaşamasına müsaade edeceğini bildirmişti. İmparator’un bu tekliflerini sert bir şekilde geri çeviren Sultan, “Bizanslıları Müslümanların kılıçlarına lokma etmek için Selçuklu ülkesine gönderenin Allahü teala olduğunu” söyleyerek mağrur Bizans İmparatoruna meydan okumuştu. (17)

Sultan Alparslan’ın, gönderdiği elçiler aracılığıyla İmparator tarafından kendisine hakarette bulunması sebebiyle üzülmüş ve canı sıkılmıştı. Bizans ordusu karşısında başarısız olmaktan korkuyordu. Rivayete göre, Sultan’ın yanında olan ve bu duruma vâkıf olan Ebu Nasr Buhârî el-Hanefî ona “ Allah’ın dini uğrunda mücadele ettiğini, dolayısıyla zaferin kendisinin olacağına inandığını” söyleyerek moral verdi. Ayrıca düşman üzerine, Cuma günü hutbeler okunurken, bütün İslam ülkelerindeki camilerde Selçuklu mücahidleri için dua edilirken yürünmesini tavsiye etti. (18)

Dünya tarihine yön verecek olan büyük savaşın başlamasına saatler kala, Abbasî Halifesi Kâim Biemrillah’ın emriyle Saîd bin Muslâyâ isimli bir edîb tarafından kaleme alınarak istinsah yoluyla çoğaltılan uzunca duanın metni, hızlı ulaklar marifetiyle İslâm ülkelerinin her tarafına gönderiliyor, Sultan Alparslan’ın zaferini niyaz eden bu duanın bütün minberlerde okunması emrediliyordu. Dua metni özetle şöyleydi;

“Allah’ım! İslâm sancağını yükselt ve bu dine yardım et! Şirkin boynunu vur ve kökünü kazıyarak onu mahvet! Sana itaatle canlarını fedâ edip sana bağlanarak kanlarını akıtan yolunun mücahidlerine kuvvet ver! Sultan Alparslan’ı, bayraklarını nurlandırıp galib kılacak ve gayesine eriştirecek olan yardımından mahrum bırakma! Senin dinini şerefli ve ulu tutabilmesi için ihtiyacı olan lütufkâr ve tesirli desteğinden mahrum etme! Onu kâfirler karşısında muzaffer kıl! Allah’ım! O nasıl senin davetine icabet edip şeriatinin korunması için gevşeklik göstermeden emrine uymuşsa, düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için gecesini gündüzüne katmışsa, sen de öylece ona zafer nasib et!” (19)

1 – Syf. 14-15 – (sayfa 15’de “tarihsel” şeklinde yazılı olan bu kelime, bu yazımızda “tarihî” olarak değiştirilmiştir.)

http://www.kronikkitap.com/malazgirt-1071/
2 – Syf. 29
3 – Syf. 18
4 – Syf. 17
5 – Syf. 51
6 – Syf. 60
7 – Syf. 63, 68, 69
8 – Syf. 77, 83
9 – Syf. 98, 99
10 – Syf. 104-105
11 – Syf. 111
12 – Syf. 118
13 – Syf. 120
14 – Syf. 123
15 – Syf. 126-127
16 – Syf. 129
17 – Syf. 130
18 – Syf. 130-131
19 – Syf. 133-134

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: