"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ayasofya’nın Kısa Tarihi ve Güncel Gelişmeler

Ayasofya’da Kadir Gecesi Özel Programı düzenlenmesi ve sabah ezanı okunması sonrasında Yunanistan Dışişleri Bakanlığı bunun, ‘kabul edilemez bir meydan okuma’ olduğu açıklamasında bulundu.

Bakanlığın yazılı olarak yayımlanan mesajında, “Ayasofya’da Diyanet İşleri Başkanı’nın da mevcudiyetinde Kuran okunması, ibadet yapılması ve bunun televizyonda yayınlanmasını kınıyoruz” ifadeleri yer aldı.

Gelin Ayasofya’nın tarihi serüvenine kısaca bir göz atalım.

Ayasofya Camii – 1854

Ayasofya Camii’nin yerinde ilk mabed, ahşap bir kilise olarak, 360’da yapılmış, 404’de bir ayaklanmada yakılmıştır. 416’da tekrar inşa edilmiş, 532 de yine yakılmıştır. 537’de ufak kubbeli bir halde inşa edilmiş, 561’de ise bugünkü kubbesi büyütülmüş, içerisi de son derece kıymetli altın ve gümüş gibi eserlerle tezyin edilmiştir. 4. Haçlı seferinde ise, İstanbul zapt edilince, Ayasofya da, şehrin bütün zenginlikleri gibi, tamamen yağma edilmiş, harabeye çevrilmiştir. 1261’de Bizanslılar, şehri Frenklerden geri alınca, kiliseyi tamir etmişlerdir. 1346’da büyük kubbe çökmüş, 1356’da yeniden yapılmıştır. 1402’de kilise tamamen harapdı ve kubbe kısmen çökmüştü (1). İstanbul’u fethettiğimiz zaman Ayasofya, bu harap halde idi.

Fatih Sultan Mehmed Han, İstanbul’u 27 Mayıs günü fethetti. Ecdadımızın cari âdetine göre, bir şehir fetholunduğunda, fethi yapan Hünkâr veya Kumandan, ancak Cuma günü şehre girer, o zamana kadar mahallin Cami haline çevrilen en büyük kilisesinde, Cuma namazını eda ederdi. Fatih Sultan Mehmed de, 30 Mayıs cuma günü şehre girdi. Ayasofya kilisesi temizlenmiş, kubbenin sağlam kalmış kısmının altı namaz kılınacak hale sokulmuş, muvakkat bir mihrab oturtulmuştu. Akşemseddin Hazretlerinin imametinde, Fatih Sultan Mehmed Cuma namazını eda ettiler. Bu andan itibaren Ayasofya kilisesi, Ayasofya Camii olmuştu.

Ayasofya Camii – 1880’li yıllar

19. yüzyıla kadar, her bir Hünkarın zamanında, gerek Camiin ibadethane kısmına, gerek binanın diğer bölümlerine, avlusuna, bahçesine, birbirinden nefis Türk mimari eserleri eklenerek bina tamamen bir Türk sanat abidesi haline getirilmiştir. Bu müddet zarfında Bizans’tan kalma mozaik tablolar korunmuş, hatta bazılarının, zelzeleler yüzünden dökülmüş olan kısımları boyalarla tamamlanmıştır. 18. yüzyılda ise mozaiklerdeki bazı insan tasvirlerinin yüzleri hafif beyaz badana ile kapatılmıştır.

1847-49 yıllarında Sultan Mecid, İtalya’dan getirttiği mimar Fossati’ye esaslı bir tamir yaptırmıştır. Fossati, aynı zamanda, hem Ayasofya’nın hem de o devir İstanbul’unun, adeta fotoğrafla çekilmiş gibi, nefis ve renkli gravürlerini yapmıştır. Bu gravürler Ayasofya’nın ibadethane kısmının, aynen bugünkü gibi olduğunu isbatlamaktadır. [1]

Ayasofya biz müslümanlar için, Türk milleti için, fethin, bağımsızlığın sembolüdür. 1935’de müzeye çevrilmesinden beri ise gönlümüzdeki en derin yaralardan biridir. Çünkü Ayasofya, camii olarak özüne dönmediği müddetçe, bizler rahat uyuyamıyor, bağımsız bir devlet iddiasında bulunamıyor, fethin coşkusunu rahatça yaşayamıyoruz. Rahmetli Osman Yüksel’in şu serzenişleri hepimizi derinden yaralamıyor mu?

Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!
Şerefelerinde fethin, Fatih’in şerefi,
Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!…
Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?

Hani minarelerinden göklere yükselen,
Ta maveradan gelen ezanlar?…
Hani o ilahi devir, ilahi nizamlar?…

Hani nerede?
Şu muhteşem minberde,
Binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde,
Şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?…

Ayasofya! Ayasofya!…Seni bu hale koyan kim?
Seni çırılçıplak soyan kim?!…

Necip milletimizin, Ayasofya’nın Camii olarak ibadete açılacağı günü büyük bir aşkla ve sabırsızlıkla beklediğini görüyor, biliyor ve hissediyoruz. İnşallah bu müjdeli haberi almamız çok uzun sürmeyecektir. Hepimiz, yaşadığımız çeşitli hadiseler karşısında Ayasofya’nın hemen ibadete açılması gerektiğini öne sürüyor, bu konuda hemen heyecan yaşıyoruz. Ancak devlet aklı olaylara bizim baktığımız gibi bakmıyor. Belirli şartların oturması, gereken tedbirlerin alınmış olması lazım. Çünkü Ayasofya meselesi basit bir mevzu değil. Kur’an-ı Kerim ve ezan okuma konusunda hemen sesini yükseltmeye başlayanlar, camii olarak ibadete açıldığı zaman adeta çılgına döneceklerdir. Bunu hepimiz biliyoruz. O sebeple, Ayasofya’nın camii olarak ibadete açılması için elbet devlet büyüklerimizin de istekli, arzulu olduklarını ancak bu müjdeli haber için biraz daha sabretmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Yunanistan’ın çemkirmesi bizler için önemli değil. Sınırları içerisinde cami bile bulunmayan bir ülkenin kalkıp da Ayasofya’da okunan Kur’an-ı Kerim ve ezan için bizlere hesap sorması düşünülemez. Bunların kuyruk acıları fetihten beri devam etmekte. Batı dünyası çıldırsa da, şu bir gerçek ki, Ayasofya bizimdir ve inşallah bizim olarak kalacaktır.

Rabbim, içinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şerif ayı hürmetine, en kısa sürede Ayasofya’nın camii olarak ibadete açılmasını nasip ve müyesser eylesin…

[1] Ayasofya’nın tarihine ait bilgilerin detayı için bkz:
http://www.yeniakit.com.tr/haber/ayasofya-camiinin-muzeye-cevrilisi-nasil-oldu-71524.html

İlk Yorum Sizden Gelsin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir